
Yeniden İlk Haber
Köşe yazarı
Dini Duyarlılık mı, Stratejik Bir Mühendislik mi?
20 Nisan ve "Kutlu Doğum" Gerçeği Türkiye, on yıllardır dini ve milli bayramlarını belli bir gelenek içerisinde kutlayan bir ülkeydi. Ancak 1989 yılında hayatımıza giren ve zamanla tüm devlet kurumlarını kuşatan "Kutlu Doğum Haftası" kavramı, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda derin bir tartışmanın fitili oldu. Bugün geriye dönüp baktığımızda sormamız gereken soru şu: Neden İslam dünyasında sadece bizde, neden miladi takvimde ve neden tam da o tarihlerde? İslam coğrafyasının geri kalanına baktığınızda, Peygamber Efendimiz’in doğumu Hicri takvime göre "Mevlid Kandili" olarak idrak edilir. Kandillerin tarihi her yıl değişir, ayın hareketlerine göre kayar. Ancak Türkiye’de bir dönem, bu dini geleneğin dışına çıkılarak kutlamalar 14-20 Nisan arasına hapsedildi. Dünyada bir eşi benzeri olmayan bu "sabit takvim" uygulaması, masum bir "herkes katılsın" niyetinden ziyade, toplumsal hafızaya yeni bir takvim dayatma çabası gibiydi. İşin rengi, FETÖ’nün devletin kılcal damarlarına sızmaya başladığı, bürokrasiden emniyete kadar her alanda hüküm sürdüğü yıllarda daha da netleşti. Dikkat çekici olan şuydu: FETÖ elebaşı Fethullah Gülen’in resmi kayıtlardaki doğum tarihi 27 Nisan’dı. "Kutlu Doğum" etkinliklerinin finalinin ve en görkemli kutlamalarının Gülen’in doğum günüyle bu denli yakınlaştırılması, örgütün semboller üzerinden yürüttüğü o meşhur "kişi kültü" yaratma stratejisinin bir parçasıydı. Peygamber sevgisi, sinsice bir örgüt liderinin doğum gününe zemin hazırlamak için mi kullanılmıştı? Örgütün altın çağını yaşadığı dönemlerde, stadyumları dolduran o devasa "Kutlu Doğum" organizasyonları, aslında dinî bir vecibeden çok, örgütün gövde gösterisine dönüştü. Peygamber Efendimiz’in kutlu hatırası, örgütün sızma faaliyetlerini "hoşgörü ve diyalog" makyajıyla örtmek için bir kalkan haline getirildi. Devletin içine çöreklenen bu yapı, kendi takvimini devletin resmi etkinlik takvimine dayatacak kadar cüretkâr hale gelmişti. Nitekim 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra bu "tezgah" daha net görüldü. 2017 yılında alınan kararla, bu haftanın adının "Mevlid-i Nebi Haftası" olarak değiştirilmesi ve kutlamaların yeniden Hicri takvime, yani asıl mecrasına çekilmesi sadece bir idari karar değil, aynı zamanda dinî değerlerin bir örgütün tekelinden kurtarılması hamlesiydi. Sonuç olarak; dinî değerlerin siyasi veya örgütsel ajandalara alet edilmesi, bu topluma yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. "Kutlu Doğum" adı altında yürütülen o sabit takvimli günler, bir dönemin vesayet odağının takvimimize attığı bir imzaydı. Bugün o imza silindi, ancak hafızalardaki "bu organizasyonu kim, neden başlattı?" sorusu, bir ibret vesikası olarak kalmaya devam edecek.
Yasal Uyarı: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına aittir ve yazarın sorumluluğundadır. Yayımlanan içerik, yazarın kişisel görüşünü yansıtmakta olup, sitemizin resmi görüşünü temsil etmemektedir.

Yeniden İlk Haber
Uzun yıllar gazetecilik yapan Yeniden İlk Haber, özellikle yerel gündem ve toplumsal konularda uzman görüşleriyle tanınmaktadır. Yazılarında objektif yaklaşımı ve analitik bakış açısıyla okuyucularına farklı perspektifler sunmaktadır.
Bu haberi paylaş
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi bizimle paylaşın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Yorum Yap
Not: Yorumlarınız editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Lütfen saygılı ve yapıcı yorumlar yazınız.
Yorumlar yükleniyor...








