
Okan Bent Önok
1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval
Kadının Çığlığı Vicdanlarda Kayboluyor
Türkiye’de bir gün var ki, herkesin yüzünü buruşturur: 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Çünkü bu gün, kimlerin gerçek; kimlerin sahte kahraman, kimlerin istismar tüccarı; kimlerin de evinde, sokakta, iş yerinde cehennem yaşadığını acı biçimde ortaya döker. Bu ülkede kadın olmak bir “risk”, devlet olmak bir “seyirci”, siyasetçi olmak da çoğu zaman bir “makyaj sanatıdır”.
Her yıl aynı tiyatro: Bakanlıklar güya kampanya başlatır; belediyeler turuncu ışık yakar; ekranlarda favorilerini düzelten bir kısım erkek siyasetçi, “Kadına şiddete hayır” diye dudak oynatır — o sırada elini bile kaldırmamış bir kadının yaşamı çoktan söndürülmüş, anneler kızlarının mevlidini okumuştur. Devlet kâğıt üzerinde savaş açar, gerçekte “olay yeri inceleme” yapar.
Şu gerçeği artık kafalara mıh gibi çakmak gerekiyor: Bu ülkede kadınlara yönelik şiddet münferit değil, sistematiktir. Yani bir psikopatın, bir serserinin, bir manyağın anlık cinneti değil; devletin, siyasetin, hukuk düzeninin, medya kültürünün, “erkeklik” diye kutsanan hastalıklı bir geleneğin ortak suçudur. Kadını korumayan bir hukuk, şiddeti önlemeyen bir devlet, şiddeti gizleyen bir mahalle, şiddeti aklayan bir medya, şiddeti normalleştiren bir siyaset varsa orada “bireysel vahşet” yoktur; örgütlü bir çürüme vardır.
Her cinayetten sonra aynı nakarat: “Yeter artık”, “Son olsun”, “Bu bir toplumsal yaradır.” Kardeşim, bu ülkede ne zaman bir şey “toplumsal yara” ilan edilse, bilin ki üstü örtülecek demektir. Çünkü yarayı tedavi etmezler, pansuman görüntüsü verirler. Kadınlar öldürülür, devlet mecliste çay içip basın toplantısı yapar.
Ve toplum… Hani şu “bizde aile kutsaldır” diye gezenler var ya, işte onlar en tehlikeliler. Çünkü bu şiddet, çoğu zaman “kutsallığın” içinden çıkar. Kadının kahkaha atmasına laf eden, gece dışarı çıkmasına “namus” bahanesiyle karışan, çalışmasına engel olan, giyiminden yürüyüşüne kadar karar veren bir zihniyet, zaten şiddetin köküdür. Yumruk, bıçak, kurşun sadece final sahnesidir; asıl cinayet kadının hayatının adım adım daraltılmasıdır.
25 Kasım bu ülkenin yüzüne tutulan bir ayna. O aynada gördüğümüz şey şu: Siyasetin şakşakçıları, iktidarın trol orduları, sahte muhafazakâr ahlakçılar, demokrat görünüp üç adım ötede kadını aşağılayan sözde modernler… Hepsi bu suçun ortağıdır. Çünkü şiddeti sadece uygulayan değil, görmezden gelen de suçludur. Şiddeti sadece yapan değil, “aile meselesi” diye savunan da suçludur.
Kadın cinayetleri, Türkiye’nin yönetim kalitesini gösteren en çıplak göstergedir. Bir ülkede kadınlar korkarak yaşıyorsa, o ülke medeniyet iddiasında bulunamaz. Kadınların en temel hakkı olan “nefes alma hakkı” bile tartışmalıysa, orada reformdan falan söz etmek gülünçtür. Bugün Türkiye’de kadınlar, evinde, sokakta, iş yerinde, sosyal medyada, ulaşımda, hatta devlet dairesinde bile tehdit altında yaşıyor. Çünkü sistem kadınları korumuyor; “şiddet olunca bakarız” diyor.
Hukuk, en kritik eşikte çuvallıyor. Defalarca şikâyet ettiği halde korunamayan yüzlerce kadın dosyası var. Mahkeme, “delil yetersizliği” diye salıyor; adam gidip kadını öldürüyor. Sonra çıkıp “trajik olay” diyorlar. Trajik değil kardeşim; sistemin eliyle işlenen planlı bir cinayet!
İşte 25 Kasım tam bu yüzden önemli: Bize o büyük yalanı hatırlatıyor. “Kadınlarımız başımızın tacıdır” diyen ağzı laf yapan politikacıların aslında hiçbir şey yapmadığını gösteriyor. Her 25 Kasım’da nutuk atanların çoğu, yılın diğer 364 gününde bu konuyu akıllarına bile getirmiyor. Yani bir gün hatırlayıp 364 gün unutuyoruz. Kadınlar ise her gün o tehditle yaşıyor.
Bu ülkede kadına şiddetin bitmesi için sadece yasalar yetmez; erkekliğin kutsallığı çöpe atılacak, mahalle baskısı kırılacak, devlet sığınma evlerine para akıtacak, mahkemeler evrak memuru gibi davranmaktan vazgeçecek, siyasiler oy kaygısıyla sapıklara dokunmayalım demeyecek. Bunlar olmadan bir arpa boyu ilerleyemeyiz.
Bütün bu curcunanın ortasında kadınların sessiz gücünü de görmek gerekiyor. Çünkü ne olursa olsun kadınlar mücadeleyi bırakmıyor. Sokağa çıkıyor, örgütleniyor, ses yükseltiyor, erkek şiddetinin karşısında dik duruyor. Kimi zaman tek başına, kimi zaman bir grup kadınla, kimi zaman avukatla, kimi zaman sosyal medyada. Onlar olmasa bugün bu ülkede kadın cinayetleri konuşulmaz, şiddet rakamları gizlenir, tarih “melek oldu” yazan haber bültenleriyle dolardı.
Bu yüzden 25 Kasım sadece bir anma günü değil; kadınların yüzlerce yıldır sürdürdüğü direnişin yeni durağıdır. Direniş diyorum, evet; çünkü bu ülkede kadın olmak başlı başına bir direniş. Kadınların eşitlik mücadelesi demokrasi mücadelesinden, insan hakları mücadelesinden, özgürlük mücadelesinden ayrı değil. Hatta belki hepsinin kökünde kadınların özgürlük talebi var.
Bugün 25 Kasım’da yapılacak en büyük saygı, şiddet gören, öldürülen, susturulan, yok sayılan tüm kadınların sesini yükseltmektir. “Bir günlüğüne duyar kasmak” değil; bu ülkede kadınlar yaşam mücadelesi verirken, devletin ve toplumun taraf olması gerektiğini haykırmaktır.
Çünkü bu ülkenin gerçek yüzü, bakanlıkların turuncu ışıklandırdığı binalarda değil; gece yarısı bir karakola sığınan kadının gözyaşında görünür. O gözyaşını silmeyen hiçbir yönetim, hiçbir törenle temize çıkamaz.
Bugün, 25 Kasım’da, o büyük gerçeği bir kez daha hatırlayalım:
Kadına şiddet, erkekliğin değil; toplumun vicdanının utancıdır.
Ve bu utançla yaşamaya mecbur değiliz.
Yasal Uyarı: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına aittir ve yazarın sorumluluğundadır. Yayımlanan içerik, yazarın kişisel görüşünü yansıtmakta olup, sitemizin resmi görüşünü temsil etmemektedir.

Okan Bent Önok
1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval
Uzun yıllar gazetecilik yapan Okan Bent Önok, özellikle yerel gündem ve toplumsal konularda uzman görüşleriyle tanınmaktadır. Yazılarında objektif yaklaşımı ve analitik bakış açısıyla okuyucularına farklı perspektifler sunmaktadır.
Bu haberi paylaş
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi bizimle paylaşın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Yorum Yap
Not: Yorumlarınız editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Lütfen saygılı ve yapıcı yorumlar yazınız.
Yorumlar yükleniyor...





