
Okan Bent Önok
1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval
TÜM BU OLAYLARIN İÇİNDE TEK MAĞDURUN YANINDA KİM VAR?
Mağdur Edilen Bir Kadın ve Sessizlik
Bandırma’da bir kadın var, hayatı resmen alt üst olmuş. Ama işin kötüsü, onu siyasi kimliği olan bir erkek mağdur etmiş. Yani mesele sadece özel bir kavga değil; hem kişisel hem de politik bir tarafı var. Ama en garibi ne biliyor musunuz? Kadın dernekleri, parti kadın kolları falan… en ufak olayda bağırıp çağırırlar ama bu kadının yanında tek bir ses yok.
Neredeler şimdi bu sivil toplumcular, kadın hakları savunucuları, politikacılar? Mesele sadece medyada poz vermek değil, mesele gerçekten yanında durmak. Kadın hakları söylemi hani toplantılarda, konferanslarda havalarda uçuşan sözler… işte çoğu görünüşten ibaret. Bandırma’daki kadın ise yalnız ve çaresiz. Karşısında siyasi bir figür varken, kimse elini taşın altına koymuyor.
Toplumun duyarsızlığına bak. Kadın mağdur olmuş, sesini duyuramıyor. Bizde çoğu zaman mağduriyet, cinsiyet veya sosyal statü üzerinden değerlendirilir. Kadın olsa bile, eğer olay medya açısından popüler değilse, destek mekanizmaları devreye girmez. Bandırma’daki kadın yalnız bırakılmış, bu sessizlik toplumun kendisini de zehirliyor. Çünkü bir kez görmezden gelirse insanlar, bu başka mağduriyetleri de tetikler.
Kadın dernekleri ve parti kadın kolları çoğu zaman politik prestij için hareket ederler. Eğer olay medya açısından iyi durmuyorsa, sessizlik kaplıyor her yeri. Bandırma’daki kadın hem kişisel hem de sistemsel olarak mağdur. Karşısında siyasi kimliği olan bir erkek olduğunda, destek mekanizmalarının devreye girmemesi toplumsal ve politik çifte standardı ortaya koyuyor.
Sivil toplumun asli görevi mağdurun yanında durmak. Hukuki destek, psikolojik yardım, güvenlik önlemleri falan… bunlar sözle değil, eylemle olur. Bandırma’da ise ne hukuk, ne psikolojik destek, ne de sivil dayanışma devreye girmiş. Kadın yalnız bırakıldığında, adalet de işlemiyor.
İnsanlar düşünmeli, bir mağdur desteklenmezse mücadele neye yarıyor? Eğer dayanışma sadece göz önünde oluyorsa, performatif aktivizmden öteye geçmez. Bandırma’daki olay bize gösteriyor ki, mağdurun yanında durmak popülerlik veya çıkarla ölçülmez, toplumsal sorumluluk gerektirir.
Ülkemizdeki kadın hakları söylemi çoğu zaman sadece gösterişten ibaret. Konferanslarda, toplantılarda havalarda uçuşan sözler… gerçek dayanışmanın yerini alıyor gibi görünür. Ama iş pratiğe geldiğinde, özellikle karşısında siyasi bir figür varsa, herkes susuyor. Bandırma’daki kadın da tam bu yüzden yalnız. Hem mağduriyet yaşıyor hem de toplum gözlerini kapatıyor.
Mağdur kadın, hem kendi hayatında hem toplumsal hafızada görünmez hale geliyor. Karşısında siyasi kimliği olan erkek var, güç dengesizliği çok net. Bu güç, hukukun ve toplumsal dayanışmanın işlemesini de engelliyor. Kadın destek istemeye çalışıyor ama yardım mekanizmaları yok, sessizlik var. Sessizlik, kadının hayatını daha da zorlaştırıyor.
Toplumsal duyarsızlık sadece kadının hayatını etkilemiyor, aynı zamanda toplumun kendisini de zehirliyor. İnsanlar, böyle bir sessizlik içinde, “kimse benim sesimi duymayacak” korkusuyla hareket etmeye başlıyor. Bandırma’daki kadın örneği, toplumun göz göre göre hak ihlallerine göz yumduğunu gösteriyor. Sivil toplum kuruluşları, kadın dernekleri, parti kadın kolları… hepsi bu sessizlik içinde performans sergiliyor ama gerçek destek yok.
Kadın yalnız kaldıkça, karşısındaki erkek hem siyasi kimliği sayesinde güçleniyor hem de toplum tarafından korunduğunu hissediyor. Bu da başka mağduriyetlerin önünü açıyor. Bandırma’daki kadının yaşadığı sorun sadece bireysel değil, sistemik bir soruna da işaret ediyor. Toplum, sadece kendi popüler algısına uyan olaylara tepki veriyor. Bu yaklaşım, mağduriyetin daha da derinleşmesine yol açıyor.
Sivil toplum kuruluşları ve kadın dernekleri gerçek anlamda yanımızda olsaydı, bu kadın yalnız kalmazdı. Hukuki destek alırdı, psikolojik destek sağlanırdı, güvenliği garantiye alınırdı. Ama gel gör ki politik güç, medya görünürlüğü ve çıkar hesapları bu süreçte önceliği belirliyor. Bandırma’daki kadın hâlâ yalnız, mağduriyetinin sesi kısıtlı.
Artık sessiz kalmak yok. Mağduriyet görünmez kılınamaz, her mağdurun yanında durulmalı. Bandırma’daki kadın için destek çağrısı yapmak, aslında tüm Türkiye’deki mağdurlar için bir işaret. Kadın hakları sadece lafla olmuyor, eylemle, dayanışmayla, hukuki mekanizmaların işletilmesiyle oluyor.
Yasal Uyarı: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına aittir ve yazarın sorumluluğundadır. Yayımlanan içerik, yazarın kişisel görüşünü yansıtmakta olup, sitemizin resmi görüşünü temsil etmemektedir.

Okan Bent Önok
1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval
Uzun yıllar gazetecilik yapan Okan Bent Önok, özellikle yerel gündem ve toplumsal konularda uzman görüşleriyle tanınmaktadır. Yazılarında objektif yaklaşımı ve analitik bakış açısıyla okuyucularına farklı perspektifler sunmaktadır.
Bu haberi paylaş
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi bizimle paylaşın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Yorum Yap
Not: Yorumlarınız editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Lütfen saygılı ve yapıcı yorumlar yazınız.
Yorumlar yükleniyor...





