
Okan Bent Önok
1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval
Toplumsal Ruhumuzu Kaybettik
Bandırma’da son dönemde yaşanan üç olay, aslında birbirinden bağımsız gibi görünse de toplumun aynı kırılgan noktasına işaret ediyor: Tepkisizlik. Sanki alıştık, sanki kabullendik, sanki artık hiçbir şey bizi rahatsız etmiyor. Oysa bu olayların her biri, demokrasi kültürünün, toplumsal duyarlılığın ve ortak değer bilincinin nasıl eridiğini gösteren ibretlik örnekler.
Bandırma’da Üç Ayrı Skandal, Toplumsal Ruhumuzu mu Kaybettik?
Birincisi; ailelerin yıllardır özlemle beklediği çocuklarıyla birlikte kullanabileceği bir oyun parkı alanına meclisin içki ruhsatı vermesi. İster laik, ister muhafazakâr olun; ister içki içen, ister içmeyen biri olun… Ortada bütün toplumun üzerinde uzlaşabileceği bir mesele var: Çocukların güvenliği ve kamusal alanların etik düzeni. Oyun alanı, toplumun en masumlarının, çocukların mekânıdır. Anne-babaların akşam serinliğinde çocuklarına dondurma alıp oturdukları, ailelerin sosyalleştiği bir nefes alanıdır. Böyle bir bölgeye içki ruhsatı verilmesi, hukuken mümkün olabilir; ama toplum ahlakı, şehir planlaması ve kamusal hassasiyet açısından çok ağır bir hata.
Peki ne oldu? Bandırma ayağa mı kalktı? Bir STK mı açıklama yaptı? Bir vatandaş inisiyatifi mi kuruldu? Hayır. Sessizlik… Bu sessizlik, artık yanlışlara “yanlış” demekten çekinir hale geldiğimizin en büyük kanıtı.
İkinci olay; Atatürk düşmanı bir yazarın, Atatürk’e ve Atatürkçülere karşı açıkça hakaretler yağdırması. Normal bir ülkede, kurucu lidere bu seviyede hakaret eden biri, en azından toplumsal baskı görür, entelektüel çevrelerden tepki alır, kamuoyunun vicdanında mahkûm edilir. Ama bugün? İnsanlar sadece izliyor. Çünkü herkes aynı cümleyi kuruyor: “Boşver abi, uğraşmaya değmez.”
Atatürk düşmanlığının hedefi bir şahıs değildir; kurucu değerlerdir, laikliktir, bağımsızlıktır, akıldır, bilimdir. Bu değerler yok olursa ülke çöker. Ama buna rağmen toplumun geniş kesimi hala susuyorsa, bu artık korkudan değil, alışılmışlıktan kaynaklanıyor. Tepki verme refleksimiz törpülendi. Normallerimiz değişti.
Üçüncü olay; bir siyasetçinin tatil sırasında yakın arkadaşının eşine uygunsuz mesajlar atması. Bu olay, Bandırma’nın değil, Türkiye’nin ahlaki çöküş aynasıdır. Eskiden siyasetçiler toplumun önünde bir ahlak modeli olma iddiasındaydı. Bugün ise özel hayattaki skandallar bile normalleşmiş durumda. Ve yine tuhaf bir sessizlik… Partisinden bir açıklama? Yok. Kamu baskısı? Yok. Basında geniş bir tartışma? Yok. Çünkü bu tür olaylara artık “magazin” muamelesi yapılıyor.
Peki biz ne olduk? Ne değişti?
Bu üç olay, aslında üç farklı toplumsal fay hattına dokunuyor:
1. Kamusal alan ve aile değerleri
2. Cumhuriyet ve Atatürk’e saygı
3. Siyasette etik ve ahlak
Ve hepsinde ortak olan şey şu: Duyarsızlık.
Toplum belki kötüye alıştı, belki yoruldu, belki umudunu kaybetti.
Belki insanlar “konuşursam başıma iş gelir” korkusuyla geri çekildi.
Belki de herkes artık yalnızca kendi küçük dünyasına sığındı.
Ama tepkisizlik, sandığımız kadar masum bir şey değil. Tepkisizlik, kötü olanı güçlendirir. Yanlış olanı meşrulaştırır. Ses çıkarmayınca sadece sakin kalmış olmuyoruz; farkında olmadan kötülüğün önünü açıyoruz.
Unutmayalım:
Toplumu yıkan olaylar değil, olaylara gösterilen sessizliktir.
Bir milletin yok oluşu, tanklarla tüfeklerle değil; insanların umursamazlığıyla başlar.
Bandırma’da bir parkın ruhsatıyla başlayan bu pervasızlık, yarın bir okulun yanına açılacak meyhaneye dönüşür.
Atatürk’e edilen hakaret karşılıksız kalırsa, yarın Cumhuriyet’e yönelik daha ağır saldırılar meşrulaşır.
Bir siyasetçinin ahlaksız davranışı tepki görmezse, yarın daha büyük çürüme yaşanır.
Bu nedenle mesele, üç ayrı skandal değil.
Mesele, toplumun refleks kaybı.
Mesele, “bize ne” psikolojisi.
Ama hâlâ geç değil. Her şey kaybolmuş değil. Halk isterse bütün gidişatı değiştirebilir. Bandırma’da da Türkiye’de de…
Bugün tek yapmamız gereken şey, sadece şu soruyu sormak:
Biz neye sessiz kalıyoruz, ve neden?
Cevabını bulduğumuz gün, toplum yeniden canlanacak.
Yasal Uyarı: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına aittir ve yazarın sorumluluğundadır. Yayımlanan içerik, yazarın kişisel görüşünü yansıtmakta olup, sitemizin resmi görüşünü temsil etmemektedir.

Okan Bent Önok
1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval
Uzun yıllar gazetecilik yapan Okan Bent Önok, özellikle yerel gündem ve toplumsal konularda uzman görüşleriyle tanınmaktadır. Yazılarında objektif yaklaşımı ve analitik bakış açısıyla okuyucularına farklı perspektifler sunmaktadır.
Bu haberi paylaş
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi bizimle paylaşın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Yorum Yap
Not: Yorumlarınız editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Lütfen saygılı ve yapıcı yorumlar yazınız.
Yorumlar yükleniyor...





